16 Şubat 2009 Pazartesi

Minik Dere

Çok önceden minik dereydi. Sonunda, o da canından bezdi. Sıkıldı bir dolu yük taşımaktan. Nasıl çıkacaktı o kirleri? Bıktı artık boz bulanık akmaktan.

Üzerinde dorukların iri gözleri, içinde sakladığı tanrısal bir izle, senin ve benim gibiydi. Fışkırdı saf ve tertemiz. Çırılçıplak çoşkulu bir maviydi. Her yandan ulu ağaçlar, o an gövdelerini saygıyla eğdi. Renklerine bağlanmış sevgiydi. Çiçekler gülümseyerek geri çekildi. Yol gösterdi tutsaklıktan acılı kayalar ve o, ilk gününe merhaba dedi.
Dağlara inat buz gibi heyecanı, sendeki ve bendeki gibiydi aynı. Içinden taştı farkında bile olmadan. Ne de çok severdi Nisan ayını. Işte o sevdiği günlerden birinde, önüne aydınlığı katarak, ovalara aktı umutlar içinde.

Senin ve benim gibiydi. Birçok minik dereyle birleşince şaşırdı önce, kuşkuyla irkildi. Içinde yıkanan bir dolu düşünceyle duraksamadan yatağında devam etti. Kurumuş taşlar ve çatlamış topraklar gördü. Sevgiyle kabardı önce köpüren yüreği, sonra birden yaşamın kendisi olduğunu keşfetti. Yeşile boyanmıştı gerçi arsız tarlalar ama avuçlarındaki mavi, azar azar tükendi.

Senin ve benim gibiydi. Her günün sıkıntısını doldurdu bedenine. Hep, kaya kovuğundan çıktığı anı düşledi. Oradan oraya bu koşuşturmada neydi? Sorular sormaya başladı kendi kendine. Içine dolanların ağırlığından yoruldu. Ruhu artık bir çamur renginde, akmaya başladı denize doğru.

Çok önceden minik bir dereydi. Sonunda o da canından bezdi. Sıkıldı bir dolu yük taşımaktan. O ilk günün mavisini hep düşleyerek, bıktı artık, boz bulanık akmaktan.
.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder